
Kütüphaneleri Seviyorum Girişimi oluşumunun üçüncü ayına bir ödülle girdi!!!
Girişimin web sitesi http://www.kutuphaneleriseviyorum.org/ kütüphneSever'lerin değerli katkılarıyla 2114 puan alarak 30 Haziran 2009 gününün en beğenilen sitesi seçildi: http://gununsitesi.milliyet.com.tr/AnaSayfa?ver=98
Ödülümüz ise web sitemizin Milliyet'in ana sayfasında soldaki resimde gördüğünüz şekilde isminin yayınlanmasıydı: http://www.milliyet.com.tr/2009/06/30/index.html
Daha çok KütüphaneSever'e ulaşabilmemize yol açması bakımından bu ödülün anlamı bizim için çok büyük ! Kütüphaneler olarak bir bahis sitesiyle birincilik için verdiğimiz ironik mücadeleyi kazandık, umarız gelecekte de her zaman kütüphaneler kazanır...
Bize destek veren heskese binlerce teşekkür!!! Daha nice ödüllere :)
Adres: Camii Kebir Mahallesi Turabibaba Caddesi Matbaa Arkası Sokak No:2 Kasımpaşa/Beyoğlu
Bir dönem Kasımpaşa Spor Kulübü olarak da hizmet veren Bina, ilk olarak 1800’lerin son çeyreğinde tekke olarak kurulmuş. 1975 yılında geçirdiği yangından sonra zamanla bakımsız kalarak yıkılmış, 2007 yılında Beyoğlu Belediyesi tarafından, rekontrüksiyon projeleri kapsamında, Ahmet Misbah DEMİRCAN başkanlığında, aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir.
Recai Bey’in daha önce öykü, gezi notları, deneme ve çocuk edebiyatı alanında kitapları yayımlanmıştır. Bu kitabında ise, Kütüphane açma, kütüphaneler zinciri oluşturma gibi ileriye dönük plan ve projelerinden bahsediyor. Gelinen süreçte gözlemler, yaşanan sevinçler ve üzüntüler; ayrıca ince anekdotlar, ayrıntılarıyla, verilmiş.
Recai Bey’in sivri dilli, savunduğu doğrudan şaşmayan, hiperaktif kişiliği ve zaman zaman lafını esirgemeyen birisi oluşu aynı ortamı paylaşmış kişiler tarafından bilinir. Kitabında da zaman zaman doğrudan veya dolaylı taşlamalar, yergiler ve eleştiriler bulunabiliyor. Bunlara “evet sonuna kadar haklı” derken bazı eleştirilerin ve yergilerin kimi zaman ağır kaçtığını düşündüm.
Kitabın temini için ya da kurulacak olan Kütüphanelere kitap bağışı için;
Recai ŞEYHOĞLU 0 505 598 46 29
Adres: Kültür Cad No: 7/3 Yeşilyurt - İZMİR
Gevaş'ta kitapsız bir gün geçmiyor http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=942058&Date=25.06.2009&CategoryID=77
Şırnak Halk Kütüphanesi'nde 19 Bin Kitap Okuyucu Bekliyor http://www.haberciniz.biz/haber/sirnak-halk-kutuphanesinde-19-bin-kitap-okuyucu-bekliyor-660775.html
Sel kurbanlarının adı kütüphaneye veriliyor http://www.hurriyet.com.tr/ege/11961914.asp?gid=142&srid=3540&oid=4&l=1
Okul kütüphanesi iyileştirme çalışması http://www.ermangecer.co.cc/?p=723
8 yıldır garajda bekleyen gezici kütüphane için görevlendirme http://kutuphane-mobilyasi.blogspot.com/2009/06/8-yildir-garajda-bekletilen-gezici.html
Amerika'da bir dizi halk kütüphanesi etkinliği http://www.kidscanmusic.com/

Hani çok sorulan, hep konuşulan ama son tahlilde tekrara dayanan sorular vardır. Neredeyse klişeleşmiş sorular. Uzak durmak istersiniz onlardan. Ama gelip gelip karşınıza çıkarlar. Bu yazıda böyle bir soruya daha yakından bakmak istiyorum: "Biz yeterince kitap okumayan bir toplum muyuz?" Bu soruyu neredeyse otomatik bir şekilde "ne yazık ki evet" diye yanıtlamaya o kadar alışkınız ki. Ama başka bir cevap sunacağım burada: "Aslında hem evet, hem hayır."
Kısmen "evet" çünkü rakamlar ortada. Nüfusumuza kıyasla basılan, okunan ve yazılan kitap oranına baktığımızda, ne yazık ki, sayılar çok parlak değil. Gönül isterdi ki daha çok kitap yazılsın, basılsın ve okunsun. Türk Kütüphaneciler Derneği Başkanı Ali Fuat Kartal kitapların, ihtiyaç sıralamasında son derece geride kaldığını, hatta her on bin kişiden sadece birinin okuduğunu belirtiyor ve haklı olarak durumun vahametine dikkat çekiyor. Etrafımıza dikkatlice bakmak bile bu rakamların gündelik hayattaki tezahürünü ortaya koyuyor. Otobüslerde, vapurlarda, velhasıl toplu taşıma araçlarında bir bakın kaç kişi okuyor, kaç kişi boş boş oturuyor? Televizyon programlarında, dört koldan pompalanan popüler kültürde kitap okumak ne kadar gerilerde kalıyor...
Öte yandan kısmen "hayır" cevabım. Zira her şeye rağmen kitapların ciddiye alındığı, "kalem erbabı" olmanın önemsendiği, yazardan okura okurdan yazara görünmez ruh akrabalıklarının kurulduğu, kitapların saygı gördüğü bir toplum bu. İmza günlerinde ya da okuma etkinliklerinden imzalamam için bana getirilen kitaplarıma bakıyorum da hep bir şey dikkatimi çekiyor: Aynı romanı birden fazla kişi okumuş. Okur eğer sevmişse bir kitabı annesine, yengesine, kuzenine, arkadaşına veriyor. Onlar da okuyor. Kitaplar elden ele dolaşıyor, insanların gönüllerine sızıyor, gündelik hayatlarının bir parçası oluyor. Okur ile yazar arasında nice sırdaşlıklar, ruhdaşlıklar oluşuyor. İşte istatistiklere, verilere yansımayan bir öte boyut bu. Batı'da çok kitap basılıyor, doğru. Daha çok insan okuyor, doğru. Ama orada kitaplar daha çabuk buharlaşıyor.
Osmanlı son dönemde çevirilerin hızlanıp kültürel canlanmanın yaşandığı bir ortamda Yusuf Kâmil Paşa Telemak çevirisini tamamlar ve önsözünde bir dua eder. "Bu kitap var oldukça hayırlara vesile olsun, insanların zihinlerine ışık tutsun" diye temennide bulunur. Ne zaman hatırlasam bu satırları, kafamı kurcalar: Bir zamanlar biz kitapların bekâsı için hayır duası eden, edebilen bir toplumduk. Bir zamanlar entelektüellerimiz birbirlerine sataşmak ya da burun kıvırmak yerine kitapların daha çok okunması için emek harcardı. Başkalarının kitabı-benim kitabım diye ayrımlar yapmadan! Kültürel birikim öylesine kıymetliydi gözümüzde.
Gene de yitirmedik o damarı. Her şeye rağmen, Türkiye'de son derece samimi ve hakiki ve iyi bir edebiyat okuru olduğuna yürekten inanıyorum.
Alıntı: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=833752 , 5 Nisan 2009
Gerçek bir öyküye dayanan Lorenzo’s oil (Lorenzo’nun yağı) filminde amansız bir hastalığa yakalanan oğullarını kurtarmaya çalışan anne Michaela Odone (Susan Sarandon) ve baba Augusto Odone (Nick Nolte) hastalığın nedenlerini araştırırken yolları kütüphaneye düşer. Bütün film boyunca hastalıkla ilgili bulguları değerlendiren çift, kütüphanecilerin de yardımı ile önemli bilgilere ulaşırlar.Nihayet Lorenzo’nun ölümcül hastalığını durdurabilecek bir formül bulurlar. Film, bir insanı hayata geri döndürme çabasıyla, hastalığın çeşitli dönemlerinde ortaya çıkan umutsuz durum ve çatışmaların akışında bilginin önemini, araştırmanın hayati bir şey olduğunun altını çizerken kütüphanecileri de olumlu bir meslek grubu olarak beyazperde’ye yansıtır. Lorenzo’nun hayatta kalma çabası filmin oscar ödülü alması yanısıra gerçek bir öyküye dayanması ve başarılı oyunculuk performansları ile izlemenizi tavsiye edebileceğim bir film.